Bir yılı aşkın süredir kaleme aldıkları yazıları ile Atatürkçü/ulusalcı/milliyetçi cephedeki insanları gözünü kırpmadan terörist ilan eden kendini ‘aydın’ zanneden bir kaç zevatın, bugünlerde tavır değişikliğine gittiğini gözlemledim.
Bir başka nokta ise, yazarların, artık durumun vahametinin farkına vardığından olsa gerek, TSK’yı da Ergenekon operasyonuna destek vermiş gibi göstermeye çalışmasıdır. Apaçık ortadadır ki bu sadece korkunun ürünüdür.
Her neyse, uzatmanın pek anlamı yok malum yazarların söz konusu olan yazılarını paylaşıyorum. Özellikle kalın font ile yazılı yerlere ve tarihlere dikkat !
Rus yanlısı darbe ve Ergenekon

Ergenekon sadece bizim sorunumuz değil. Türkiye ile ilişkide olan neredeyse tüm ülkeleri ilgilendiriyor; özellikle de Türkiye’nin dış politikasında stratejik bir yön değişikliğinden olumlu veya olumsuz etkilenebilecek ülkeleri.
Ergenekon, devlet içinde bulunan resmî bir yapının deformasyona uğramış hali. Kökleri de belli: Özel Harp Dairesi. Türkiye’nin NATO’ya girmesinden sonra Avrupa’daki birçok NATO ülkesinde olduğu gibi bizde de örgütlendi. Mali kaynakları ve teçhizatı NATO’dan sağlandı. Amaç, Soğuk Savaş döneminde ülkenin muhtemel bir Sovyet işgaline uğraması veya komünist bir ihtilale maruz kalması durumunda ’sivil direniş’i örgütlemekti.
Barış zamanında ‘uyuması’ öngörülen bu örgütler boş durmadılar. Siyasete, şiddete ve maddi çıkar kavgalarına bulaştılar. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle de NATO’nun suça karışmış bu örgütlere daha fazla ihtiyacı kalmayınca tasfiye edildiler.
Benzer bir süreç şimdi de Türkiye’de yaşanıyor. Amacı dışına çıkan ve ‘Rusçu’ bir kliğin kontrolüne giren Türk Gladio’su artık korunup kollanmıyor. Nedeni açık: Gürcistan ve doğalgaz krizlerinde iyice görülen Rusya-Batı gerginliği Türkiye’yi yeniden vazgeçilmez bir ‘cephe’ ülke konumuna getiriyor.
Peki, böyle bir ülkede elli yıldır Batı güvenlik sistematiğinde bulunan bir ordunun Rusya yanlısı, NATO, ABD ve AB ile işbirliğine karşı ‘Rusçu’ bir kliğin eline geçmesine seyirci kalınır mı?
Malzeme elde, Rusçu ekip güçlenmiş; NATO’nun ikinci büyük ordusu, ‘ABD ve AB ile işbirliğini bırakıp Rusya ve İran’la ittifak kuralım.’ diyen bir MGK Genel Sekreteri çıkarmış. Son dalgada gözaltına alınanlardan Tuncer Kılınç‘ın, bu ’stratejik ufkunu’ ilan etmesinin ardından 7 yıl geçmiş. Bu düzeydeki bir askerin böylesine derin bir ’stratejik yeniden yapılanma’ yolu gösterdikten sonra makamında kös kös oturmuş olabileceğini kimse düşünmüyordur herhalde. Kılınç, ’stratejik vizyon’unu pratiğe dönüştürmek için birtakım çalışmalara girişmiş olmalı.
Dahası, Ergenekon’dan yargılananlardan Şener Eruygur bu ülkede Jandarma Genel Komutanı olmuş, yine Ergenekon sanıklarından Hurşit Tolon 1. Ordu Komutanı olarak Genelkurmay Başkanlığı’na giden yolun en başına kadar gelmiş. NATO’yu Türkiye için en büyük tehlike ilan edip, bir NATO ordusunun bu kadar tepesine çıkmış bir grubun varlığı şaka değil, bütün Batı ittifakı mensuplarının ‘kaygıyla’ izleyeceği ciddi bir durum.
Üstelik bu klik, sadece ordu içinde yükselmeye değil, Özden Örnek günlüklerinden anlaşıldığı gibi fiilî bir darbeyle yönetime el koymaya çalışmış. Ama başaramamışlar; ‘Rusçu’ bir darbeye vize verilmemiş!
Bunlardan, Ergenekon soruşturmasında ABD/NATO parmağı olduğu sonucu çıkmaz. Tasfiyeyi yargı yapıyor, ama dikkat; tasfiye edilen Ergenekon resmî bir kurumun uzantısı. Dolayısıyla bu örgütün arkaplanında bulunan güçlerin tasfiye işlemine yönelik tutumu önemli. Nedir bu tutum? Sessizlik; ordunun ve ordu üzerinden ABD/NATO’nun sessizliği.
TSK üst yönetimi bu soruşturmalara izin vererek kendini Batı ittifakı içinde ‘yeniden’ konumlandırmaya çalışıyor. Bir yandan da ‘Ankara trafiği’ne çıkarak ordu içinde hâlâ vurucu bir güç olan bu grubu yumuşatmaya çalışıyor. Ama bu konumlanma, ordunun ‘darbe’ düşüncesini tamamen bıraktığı anlamına da gelmez. 2003-2004 girişimlerinin başarısızlığından hareketle bu ülkede bir gün yeni bir darbe yapılacaksa bunun ABD’ye karşı değil ABD ile birlikte olacağını anladıkları, ayrıca ‘o gün’ geldiğinde bu işin 27 Mayıs ve 11 Mart tarzı cuntacı çetelerle değil, 12 Eylül’ün emir komuta zincirli modeliyle yapılacağı anlamına gelir… Ama bakarsınız Egenekon soruşturmasının dayanacağı nokta, sadece Rusçu değil Amerikancı darbelerin ve darbecilerin de önünü sonsuza kadar tıkayabilir.
(İhsan Dağı, Zaman, 13 Ocak 2009)
Ordunun Ergenekon’u tasfiye çabası

“On üç yıl Washington’da gazetecilik yaptım. Bu yıllar bana, ABD’nin Türk ordusuyla arasındaki ilişkinin kalıcı biçimde yıpranmasını asla istemeyeceğini öğretti. Bununla beraber Amerikan siyasetinin ve ordusunun Türkiye’yi iyi tanıyan mensuplarının, TSK’nın soğuk Savaş sonrasındaki performansına kuşkuyla baktıklarına da birçok kez tanık oldum.
“Türk ordusunun Washington’da, ‘gitgide Batı’dan kopan, bazı unsurlarıyla Rusya’nın etki alanına giren, AB sürecini baltalamaya çalışan, Kıbrıs’ta çözümü engelleyen, demokratikleşmeyi içine sindiremeyen, 1920’lerin zihniyetine tutsak, küreselleşmeden de Türkiye’nin küreselleşmesiyle uyumlu değişimlerden de, giderek Türkiye toplumundan da kopuk’ bir kurum olarak algılanmaya başladığını gözlemledim.
“Yukarıda aktardığım gözlemin yol açabileceği kestirmeci yorumların farkındayım. Ama bu gözlemden, Ergenekon soruşturmasında ABD parmağı olduğu sonucu çıkmaz. Doğru teşhis, İhsan Dağı’nın da yazdığı gibi, TSK’nın üst kademesinin Ergenekon soruşturmasına engel olmayarak kendini Batı ittifakı içinde yeniden konumlandırmaya çalıştığıdır.”
(Yasemin Çongar, Taraf gazetesi, 14 Ocak 2009)
NATO’nun dönüşü

NATO kurulduğunda Sovyet’lere karşı en vurucu ölüm makinesi, Soğuk Savaş’ın en keskin kılıcıydı…
Sovyet’lerin çökmesi ardından nitelik değiştirdi…
NATO 1949 yılında kurulmuştu… Soğuk Savaş’ın ‘İleri Karakolu’ konumundaki Türkiye ise 1952 yılında, Yunanistan, İspanya ve Batı Almanya’dan çok önce üye oldu…
Nitelik değişimin en şaşırtıcı virajı ise 1998 yılında, NATO ellinci kuruluş yılını kutlarken yaşandı… Örgüt, ‘demokrasiyi korumayı’ da temel hedefi haline getirdi… Kendi halkına eziyet eden Miloseviç’in ülkenin ‘hükümdarlık’ hakkına pabuç bırakılmadan NATO tarafından devrilmesi bu açıdan bir milattır…
* * *
Ankara’daki ‘askeri cumhuriyet’ ise demokrasiden, demokratikleşmeden haz etmiyordu…
Soğuk Savaş tamtamları ve anti-komünizm şartlanması, bir de tek parti zihniyetiyle sarmalanınca yeniliğe, dönüşüme, değişime karşı delinmesi zor bir zırh oluşturmuştu…
AB süreci bunu iyice zorlamaya başlayınca, demokrasi korkusu batı karşıtı yeni ittifaklar aramayı bile gündeme getirdi…
Batı’yı boşlayarak NATO’dan ayrılmak, bölgedeki diktatörlüklerle, hatta din devletleriyle yeni ittifaklara gitmek üst düzey askerler tarafından dillendirilir oldu…
‘Batılı modernleşme’ ile övünen askerlerin kimileri, demokrasi korkusuyla tam zıt bir yöne hamle etmeye hazırdı…
* * *
Ergenekon Terör Örgütü sadece içeride bir darbe girişimi değil…
Türkiye’yi ‘Batı’daki demokrasi ittifakından’ koparma girişimi…
AB’den tutun da, kimlik değiştiren NATO’ya karşı beliren ani alerji bundan…
Şimdi, anlaşılan, içerde ve dışarıda, hedef alınan irade harekete geçti…
Halk iradesi, demokrasi ve batı medeniyeti koalisyonu Ergenekon’u ortaklaşa teşrih masasına yatırmak istiyor…
Özetle NATO askeriye üzerinden tekrar geri dönüyor denilebilir…
(Mehmet Altan, Star gazetesi, 15 Ocak 2009)
