Türk Siyaseti ve Perde Arkası !

Türkiye Cumhuriyeti Siyasi Partileri ve Politikaları

07 Feb 2009 için Arşiv

Ergenekon Uzmanlarına N’oldu?

Yazan: trsiyaset Şubat 7, 2009

Bir yılı aşkın süredir kaleme aldıkları yazıları ile Atatürkçü/ulusalcı/milliyetçi cephedeki insanları gözünü kırpmadan terörist ilan eden kendini ‘aydın’ zanneden bir kaç zevatın, bugünlerde tavır değişikliğine gittiğini gözlemledim.

Şimdiye kadar Ergenekon diye bir örgütün varlığından adı kadar emin olan, örgütün kontrgerillanın devamı olduğundan, gladio olduğundan söz eden yazarlardan 3′ü, geçtiğimiz günlerde birer gün arayla çok farklı yazılar kaleme aldılar. Yazılarında aylardır gladio olarak niteledikleri örgüt(!) ve örgüt üyelerinin NATO, AB ve küreselleşme karşıtı olduklarını dile getirmeye başladılar. Üstelik bunu söylerken de kendilerini hala haklı çıkarma çabalarındalar. Nitekim bu yazarlar NATO’yu demokratik bir kurum olarak göstermekteler. Hatta ABD Irak’a işgal için girdiğinde de bunu ‘demokrasi’ başlığı altında değerlendirmişlerdi.

Bir başka nokta ise, yazarların, artık durumun vahametinin farkına vardığından olsa gerek, TSK’yı da Ergenekon operasyonuna destek vermiş gibi göstermeye çalışmasıdır. Apaçık ortadadır ki bu sadece korkunun ürünüdür.

Her neyse, uzatmanın pek anlamı yok malum yazarların söz konusu olan yazılarını paylaşıyorum. Özellikle kalın font ile yazılı yerlere ve tarihlere dikkat !

Rus yanlısı darbe ve Ergenekon

Ergenekon sadece bizim sorunumuz değil. Türkiye ile ilişkide olan neredeyse tüm ülkeleri ilgilendiriyor; özellikle de Türkiye’nin dış politikasında stratejik bir yön değişikliğinden olumlu veya olumsuz etkilenebilecek ülkeleri.

Ergenekon, devlet içinde bulunan resmî bir yapının deformasyona uğramış hali. Kökleri de belli: Özel Harp Dairesi. Türkiye’nin NATO’ya girmesinden sonra Avrupa’daki birçok NATO ülkesinde olduğu gibi bizde de örgütlendi. Mali kaynakları ve teçhizatı NATO’dan sağlandı. Amaç, Soğuk Savaş döneminde ülkenin muhtemel bir Sovyet işgaline uğraması veya komünist bir ihtilale maruz kalması durumunda ’sivil direniş’i örgütlemekti.

Barış zamanında ‘uyuması’ öngörülen bu örgütler boş durmadılar. Siyasete, şiddete ve maddi çıkar kavgalarına bulaştılar. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle de NATO’nun suça karışmış bu örgütlere daha fazla ihtiyacı kalmayınca tasfiye edildiler.

Benzer bir süreç şimdi de Türkiye’de yaşanıyor. Amacı dışına çıkan ve ‘Rusçu’ bir kliğin kontrolüne giren Türk Gladio’su artık korunup kollanmıyor. Nedeni açık: Gürcistan ve doğalgaz krizlerinde iyice görülen Rusya-Batı gerginliği Türkiye’yi yeniden vazgeçilmez bir ‘cephe’ ülke konumuna getiriyor.
Peki, böyle bir ülkede elli yıldır Batı güvenlik sistematiğinde bulunan bir ordunun Rusya yanlısı, NATO, ABD ve AB ile işbirliğine karşı ‘Rusçu’ bir kliğin eline geçmesine seyirci kalınır mı?

Malzeme elde, Rusçu ekip güçlenmiş; NATO’nun ikinci büyük ordusu, ‘ABD ve AB ile işbirliğini bırakıp Rusya ve İran’la ittifak kuralım.’ diyen bir MGK Genel Sekreteri çıkarmış. Son dalgada gözaltına alınanlardan Tuncer Kılınç‘ın, bu ’stratejik ufkunu’ ilan etmesinin ardından 7 yıl geçmiş. Bu düzeydeki bir askerin böylesine derin bir ’stratejik yeniden yapılanma’ yolu gösterdikten sonra makamında kös kös oturmuş olabileceğini kimse düşünmüyordur herhalde. Kılınç, ’stratejik vizyon’unu pratiğe dönüştürmek için birtakım çalışmalara girişmiş olmalı.

Dahası, Ergenekon’dan yargılananlardan Şener Eruygur bu ülkede Jandarma Genel Komutanı olmuş, yine Ergenekon sanıklarından Hurşit Tolon 1. Ordu Komutanı olarak Genelkurmay Başkanlığı’na giden yolun en başına kadar gelmiş. NATO’yu Türkiye için en büyük tehlike ilan edip, bir NATO ordusunun bu kadar tepesine çıkmış bir grubun varlığı şaka değil, bütün Batı ittifakı mensuplarının ‘kaygıyla’ izleyeceği ciddi bir durum.

Üstelik bu klik, sadece ordu içinde yükselmeye değil, Özden Örnek günlüklerinden anlaşıldığı gibi fiilî bir darbeyle yönetime el koymaya çalışmış. Ama başaramamışlar; ‘Rusçu’ bir darbeye vize verilmemiş!
Bunlardan, Ergenekon soruşturmasında ABD/NATO parmağı olduğu sonucu çıkmaz. Tasfiyeyi yargı yapıyor, ama dikkat; tasfiye edilen Ergenekon resmî bir kurumun uzantısı. Dolayısıyla bu örgütün arkaplanında bulunan güçlerin tasfiye işlemine yönelik tutumu önemli. Nedir bu tutum? Sessizlik; ordunun ve ordu üzerinden ABD/NATO’nun sessizliği.

TSK üst yönetimi bu soruşturmalara izin vererek kendini Batı ittifakı içinde ‘yeniden’ konumlandırmaya çalışıyor. Bir yandan da ‘Ankara trafiği’ne çıkarak ordu içinde hâlâ vurucu bir güç olan bu grubu yumuşatmaya çalışıyor. Ama bu konumlanma, ordunun ‘darbe’ düşüncesini tamamen bıraktığı anlamına da gelmez. 2003-2004 girişimlerinin başarısızlığından hareketle bu ülkede bir gün yeni bir darbe yapılacaksa bunun ABD’ye karşı değil ABD ile birlikte olacağını anladıkları, ayrıca ‘o gün’ geldiğinde bu işin 27 Mayıs ve 11 Mart tarzı cuntacı çetelerle değil, 12 Eylül’ün emir komuta zincirli modeliyle yapılacağı anlamına gelir… Ama bakarsınız Egenekon soruşturmasının dayanacağı nokta, sadece Rusçu değil Amerikancı darbelerin ve darbecilerin de önünü sonsuza kadar tıkayabilir.
(İhsan Dağı, Zaman, 13 Ocak 2009)

Ordunun Ergenekon’u tasfiye çabası


“On üç yıl Washington’da gazetecilik yaptım. Bu yıllar bana, ABD’nin Türk ordusuyla arasındaki ilişkinin kalıcı biçimde yıpranmasını asla istemeyeceğini öğretti. Bununla beraber Amerikan siyasetinin ve ordusunun Türkiye’yi iyi tanıyan mensuplarının, TSK’nın soğuk Savaş sonrasındaki performansına kuşkuyla baktıklarına da birçok kez tanık oldum.

“Türk ordusunun Washington’da, ‘gitgide Batı’dan kopan, bazı unsurlarıyla Rusya’nın etki alanına giren, AB sürecini baltalamaya çalışan, Kıbrıs’ta çözümü engelleyen, demokratikleşmeyi içine sindiremeyen, 1920’lerin zihniyetine tutsak, küreselleşmeden de Türkiye’nin küreselleşmesiyle uyumlu değişimlerden de, giderek Türkiye toplumundan da kopuk’ bir kurum olarak algılanmaya başladığını gözlemledim.

“Yukarıda aktardığım gözlemin yol açabileceği kestirmeci yorumların farkındayım. Ama bu gözlemden, Ergenekon soruşturmasında ABD parmağı olduğu sonucu çıkmaz. Doğru teşhis, İhsan Dağı’nın da yazdığı gibi, TSK’nın üst kademesinin Ergenekon soruşturmasına engel olmayarak kendini Batı ittifakı içinde yeniden konumlandırmaya çalıştığıdır.”
(Yasemin Çongar, Taraf gazetesi, 14 Ocak 2009)

NATO’nun dönüşü

NATO kurulduğunda Sovyet’lere karşı en vurucu ölüm makinesi, Soğuk Savaş’ın en keskin kılıcıydı…

Sovyet’lerin çökmesi ardından nitelik değiştirdi…

NATO 1949 yılında kurulmuştu… Soğuk Savaş’ın ‘İleri Karakolu’ konumundaki Türkiye ise 1952 yılında, Yunanistan, İspanya ve Batı Almanya’dan çok önce üye oldu…

Nitelik değişimin en şaşırtıcı virajı ise 1998 yılında, NATO ellinci kuruluş yılını kutlarken yaşandı… Örgüt, ‘demokrasiyi korumayı’ da temel hedefi haline getirdi… Kendi halkına eziyet eden Miloseviç’in ülkenin ‘hükümdarlık’ hakkına pabuç bırakılmadan NATO tarafından devrilmesi bu açıdan bir milattır…

* * *

Ankara’daki ‘askeri cumhuriyet’ ise demokrasiden, demokratikleşmeden haz etmiyordu…

Soğuk Savaş tamtamları ve anti-komünizm şartlanması, bir de tek parti zihniyetiyle sarmalanınca yeniliğe, dönüşüme, değişime karşı delinmesi zor bir zırh oluşturmuştu…
AB süreci bunu iyice zorlamaya başlayınca, demokrasi korkusu batı karşıtı yeni ittifaklar aramayı bile gündeme getirdi…

Batı’yı boşlayarak NATO’dan ayrılmak, bölgedeki diktatörlüklerle, hatta din devletleriyle yeni ittifaklara gitmek üst düzey askerler tarafından dillendirilir oldu…

‘Batılı modernleşme’ ile övünen askerlerin kimileri, demokrasi korkusuyla tam zıt bir yöne hamle etmeye hazırdı…

* * *

Ergenekon Terör Örgütü sadece içeride bir darbe girişimi değil…
Türkiye’yi ‘Batı’daki demokrasi ittifakından’ koparma girişimi…
AB’den tutun da, kimlik değiştiren NATO’ya karşı beliren ani alerji bundan…
Şimdi, anlaşılan, içerde ve dışarıda, hedef alınan irade harekete geçti…

Halk iradesi, demokrasi ve batı medeniyeti koalisyonu Ergenekon’u ortaklaşa teşrih masasına yatırmak istiyor…

Özetle NATO askeriye üzerinden tekrar geri dönüyor denilebilir…
(Mehmet Altan, Star gazetesi, 15 Ocak 2009)

Yazı kategorisi: Haber, Medya/Basın | » yorum bırak;

Pardon !

Yazan: trsiyaset Şubat 7, 2009

Ve nihayet Hurşit Paşa da serbest !

Ancak nedense pek de sevinçli değiliz. Aslında gülelim mi üzülelim mi onu da bilemiyoruz.. Çünkü durum trajikomik bir hal aldı.

Devlete yıllarca hizmet etmiş, yaşı başı almış adamları aylarca cezaevine tıkılıyor. Aylar sonra delil yetersizliğinden serbest bırakılıyor.. Şu durumda, yargılanma durumu devam edecek. Peki ya suçsuz olduğu tamamen ispatlanırsa, o zaman ne olacak?

Bu şahıslar aylarca cezaevinde yattığına mı yansın, yoksa yıllarca devlete hizmet ettiği halde üzerlerine atılan pis çamura mı yansın?

Malum, ülkemizde gericilik hat safhada olduğu için, bu çamur at-izi kalsın operasyonları genelde amacına ulaşır. Siz bu vakitten sonra istediğinizi söyleyin, ülkede belli bir kesim var ki artık onları inandırmak mümkün değildir. Onlar için ergenekon = terör örgütüdür. Bu onlar için değişmez bir şeydir.

Hurşit Paşa’nın haberini izlerken aklıma Pardon filmi geldi.. Filmde de başkalarının suçu üstüne yıkılan ve bu sebepten yıllarca boş yere hapis yatan 3 insan vardı ve günü gelip serbest kaldıklarında, içlerinden birisi şu cümleyi sarfediyordu : “Eee adalet dediğiniz o kadar da adil bir şey değil demek ki!?”

Yanlış mı?

Ergenekon tutukluları temize çıktıklarında kime, nasıl dava açacak, nasıl hakkını arayacak? Üzerlerine düşen o çamuru nasıl temizleyecek?

Hiç düşündünüz mü?

Yazı kategorisi: Haber, Türkiye Cumhuriyeti | Etiketler: , | » yorum bırak;

Gökçek Köşeye Sıkıştı !

Yazan: trsiyaset Şubat 7, 2009

Gökçek’le MHP’nin mal varlığı kavgası

MHP’li Vural, Gökçek’in mal varlığını gizlediğini ileri sürdü. Ankara’da evinin olmadığını söyleyen Gökçek, “İspatlasın istifa ederim” dedi. Vural Gökçek’in bir villa ve bir dairesi olduğunu tapuyla kanıtladı

ANKARA – MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, önceki gün katıldığı bir televizyon kanalında “Ankara’da evim yok” diyen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in malvarlığını gizlediğini iddia ederek, istifa çağrısında bulundu. Vural’a yazılı açıklamayla yanıt veren Gökçek, “İddialarının doğruluğunu belgelerse ben istifa ederim. Aksine durumda aynı tavrı kendisinden beklerim” dedi. Vural bu açıklamadan birkaç saat sonra TBMM’de, Gökçek’in malvarlığına ilişkin açıklamalarında saymadığı Çankaya Refik Belendir Caddesi’nde bir dairesi ve Dikmen Turan Güneş Bulvarı’ndaki da villa olmak üzere iki meskene ilişkin belgeleri açıkladı.

Vural, “İşte belgeler tek eksik Gökçek’in istifası” dedi.

Gökçek TV’de açıkladı

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, 2 gün önce Samanyolu TV’de katıldığı canlı yayında eşinin ve kendisinin mal varlığını şöyle açıkladı: “Bankada eşimin 50-60 bin lira civarında ikramiyesi hâlâ durur. Orada bir miktar benim de param var. Toplamı tahmin ederim 100 bine yakındır. Akçakoca’da eşimin evi vardı sattık, 95-100 bin TL civarında para bankada. Eşim Akçakocalı, orada bir evi daha var. Oğlumun evi var. Çayyolu’nda kooperatif evimiz var. Pursaklar’da 500 küsur metrekare arsam, silahım var.”

Melih Gökçek’in mal varlığı hakkında bir süredir çalışma yapan MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural ise bu mal varlığının eksik olduğunu belirledi. Vural’ın elde ettiği belgelere göre Gökçek, Turan Güneş Bulvarı’ndaki 895 bin 882 lira rayiç bedelli bina ile 5 Temmuz 1991’de 25 bin TL’ye satın aldığı 1090 metrekare arsayı, mal varlığı listesinde saymadı.

Vergi borcunu da ödemedi

Gökçek’in binaya ait 4 bin 687.74 TL vergi borcunu ödemediği de resmi kayıtlarla belirlendi. Gökçek’in mal varlığı listesinde açıklamadığı ikinci belge ise nüfus bilgileri ve fotoğrafının yer aldığı T.C. Tapu Senedi. Bu tapu senedine göre Gökçek’e ait 5.7.1991’deki satış bedeli 25 milyon TL olan 1090 metrekarelik bağ bulunuyor. Tapu kaydında, Gökçek’in bu bağı Rahmi Turgut’tan satın aldığı ve 1. kat 7 nolu meskende İbrahim Melih Gökçek lehine kat irtifakı yapıldığı belirtiliyor.

DANIŞMANI DA MECLİS’TEYDİ

Oktay Vural iddialarına ilişkin belgeleri dün TBMM’de düzenlediği basın toplantısında gazetecilere dağıttı. Gökçek’in basın danışmanlarından Mahmut Özçelik de TBMM’deydi. Basın toplantısına girmeyen Özçelik, toplantının ardından gazetecilerden dağıtılan belgeleri isteyip, fotokopi çektirip, hızla Meclis’ten ayrıldı.

Açıkladığı belgelere karşı Gökçek’in yanıtını merakla beklediğini belirten MHP’li Vural basın toplantısında şu sorularına cevap vermesini istedi:

8 Mayıs 2007’de 895 bin 882 lira 60 kuruş raiç bedelle satın alınan Turan Güney Bulvarı’ndaki 1. sınıf mesken kimden satın alınmıştır?

Bu para ne zaman, nasıl ödenmiştir?

Buranın uygulama imar planı var mıdır? Bu plan çerçevesinde imar plan tadilatı yapılarak 400 milyon dolarlık rant oluşmuş mudur?

Raiç bedeli 895 bin TL gözüken bu evin gerçek bedeli 1-1,5 milyon dolar mıdır?

Sayın Gökçek’in açıkladığı oğlunun evi nerededir?

Sayın Gökçek’in oğlunun hangi alışveriş merkezlerinde işlettiği yer vardır?

Vural, Gökçek’in “yok” dediği gayrımenkullere ilişkin emlak vergisi borcu olduğunu da söyledi. Vural’ın dağıttığı belgeye göre, Gökçek’in Dikmen Turan Güneş Bulvarı’ndaki villası nedeniyle, bugün itibariyle 3 bin 956 TL’si vergi borcu olmak üzere gecikme faiz ve zammıyla birlikte 4 bin 687 TL’lik emlak vergisi borcu bulunuyor.

-“PAZARTESİ GÜNÜ OĞLUNUN ALIŞVERİŞ MERKEZLERİYLE İLGİSİNİ AÇIKLAYACAĞIM”-

Vural, Pazartesi günü yapacağı basın toplantısında ise Gökçek’in oğlunun hangi alışveriş merkezlerinde yeri olduğunu ve Belediye Başkanlığına ait arsalarda nasıl usülsüzlük yapıldığını açıklayacağını bildirdi. Gökçek’in satın aldığı binanın 4 bin 687 lira vergi borcu olduğunu da öne süren Vural “Ankara’da hiç dikili ağacım yok diyordu ancak bu evler Gökçek’e ait. Kimsenin helal malının takipçisi değiliz.” diye konuştu.

Yazı kategorisi: Haber, Yolsuzluk | Etiketler: , , , , | » yorum bırak;