Türk Siyaseti ve Perde Arkası !

Türkiye Cumhuriyeti Siyasi Partileri ve Politikaları

‘Medya/Basın’ Kategorisi için Arşiv

Ergenekon Uzmanlarına N’oldu?

Yazan: trsiyaset Şubat 7, 2009

Bir yılı aşkın süredir kaleme aldıkları yazıları ile Atatürkçü/ulusalcı/milliyetçi cephedeki insanları gözünü kırpmadan terörist ilan eden kendini ‘aydın’ zanneden bir kaç zevatın, bugünlerde tavır değişikliğine gittiğini gözlemledim.

Şimdiye kadar Ergenekon diye bir örgütün varlığından adı kadar emin olan, örgütün kontrgerillanın devamı olduğundan, gladio olduğundan söz eden yazarlardan 3′ü, geçtiğimiz günlerde birer gün arayla çok farklı yazılar kaleme aldılar. Yazılarında aylardır gladio olarak niteledikleri örgüt(!) ve örgüt üyelerinin NATO, AB ve küreselleşme karşıtı olduklarını dile getirmeye başladılar. Üstelik bunu söylerken de kendilerini hala haklı çıkarma çabalarındalar. Nitekim bu yazarlar NATO’yu demokratik bir kurum olarak göstermekteler. Hatta ABD Irak’a işgal için girdiğinde de bunu ‘demokrasi’ başlığı altında değerlendirmişlerdi.

Bir başka nokta ise, yazarların, artık durumun vahametinin farkına vardığından olsa gerek, TSK’yı da Ergenekon operasyonuna destek vermiş gibi göstermeye çalışmasıdır. Apaçık ortadadır ki bu sadece korkunun ürünüdür.

Her neyse, uzatmanın pek anlamı yok malum yazarların söz konusu olan yazılarını paylaşıyorum. Özellikle kalın font ile yazılı yerlere ve tarihlere dikkat !

Rus yanlısı darbe ve Ergenekon

Ergenekon sadece bizim sorunumuz değil. Türkiye ile ilişkide olan neredeyse tüm ülkeleri ilgilendiriyor; özellikle de Türkiye’nin dış politikasında stratejik bir yön değişikliğinden olumlu veya olumsuz etkilenebilecek ülkeleri.

Ergenekon, devlet içinde bulunan resmî bir yapının deformasyona uğramış hali. Kökleri de belli: Özel Harp Dairesi. Türkiye’nin NATO’ya girmesinden sonra Avrupa’daki birçok NATO ülkesinde olduğu gibi bizde de örgütlendi. Mali kaynakları ve teçhizatı NATO’dan sağlandı. Amaç, Soğuk Savaş döneminde ülkenin muhtemel bir Sovyet işgaline uğraması veya komünist bir ihtilale maruz kalması durumunda ’sivil direniş’i örgütlemekti.

Barış zamanında ‘uyuması’ öngörülen bu örgütler boş durmadılar. Siyasete, şiddete ve maddi çıkar kavgalarına bulaştılar. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle de NATO’nun suça karışmış bu örgütlere daha fazla ihtiyacı kalmayınca tasfiye edildiler.

Benzer bir süreç şimdi de Türkiye’de yaşanıyor. Amacı dışına çıkan ve ‘Rusçu’ bir kliğin kontrolüne giren Türk Gladio’su artık korunup kollanmıyor. Nedeni açık: Gürcistan ve doğalgaz krizlerinde iyice görülen Rusya-Batı gerginliği Türkiye’yi yeniden vazgeçilmez bir ‘cephe’ ülke konumuna getiriyor.
Peki, böyle bir ülkede elli yıldır Batı güvenlik sistematiğinde bulunan bir ordunun Rusya yanlısı, NATO, ABD ve AB ile işbirliğine karşı ‘Rusçu’ bir kliğin eline geçmesine seyirci kalınır mı?

Malzeme elde, Rusçu ekip güçlenmiş; NATO’nun ikinci büyük ordusu, ‘ABD ve AB ile işbirliğini bırakıp Rusya ve İran’la ittifak kuralım.’ diyen bir MGK Genel Sekreteri çıkarmış. Son dalgada gözaltına alınanlardan Tuncer Kılınç‘ın, bu ’stratejik ufkunu’ ilan etmesinin ardından 7 yıl geçmiş. Bu düzeydeki bir askerin böylesine derin bir ’stratejik yeniden yapılanma’ yolu gösterdikten sonra makamında kös kös oturmuş olabileceğini kimse düşünmüyordur herhalde. Kılınç, ’stratejik vizyon’unu pratiğe dönüştürmek için birtakım çalışmalara girişmiş olmalı.

Dahası, Ergenekon’dan yargılananlardan Şener Eruygur bu ülkede Jandarma Genel Komutanı olmuş, yine Ergenekon sanıklarından Hurşit Tolon 1. Ordu Komutanı olarak Genelkurmay Başkanlığı’na giden yolun en başına kadar gelmiş. NATO’yu Türkiye için en büyük tehlike ilan edip, bir NATO ordusunun bu kadar tepesine çıkmış bir grubun varlığı şaka değil, bütün Batı ittifakı mensuplarının ‘kaygıyla’ izleyeceği ciddi bir durum.

Üstelik bu klik, sadece ordu içinde yükselmeye değil, Özden Örnek günlüklerinden anlaşıldığı gibi fiilî bir darbeyle yönetime el koymaya çalışmış. Ama başaramamışlar; ‘Rusçu’ bir darbeye vize verilmemiş!
Bunlardan, Ergenekon soruşturmasında ABD/NATO parmağı olduğu sonucu çıkmaz. Tasfiyeyi yargı yapıyor, ama dikkat; tasfiye edilen Ergenekon resmî bir kurumun uzantısı. Dolayısıyla bu örgütün arkaplanında bulunan güçlerin tasfiye işlemine yönelik tutumu önemli. Nedir bu tutum? Sessizlik; ordunun ve ordu üzerinden ABD/NATO’nun sessizliği.

TSK üst yönetimi bu soruşturmalara izin vererek kendini Batı ittifakı içinde ‘yeniden’ konumlandırmaya çalışıyor. Bir yandan da ‘Ankara trafiği’ne çıkarak ordu içinde hâlâ vurucu bir güç olan bu grubu yumuşatmaya çalışıyor. Ama bu konumlanma, ordunun ‘darbe’ düşüncesini tamamen bıraktığı anlamına da gelmez. 2003-2004 girişimlerinin başarısızlığından hareketle bu ülkede bir gün yeni bir darbe yapılacaksa bunun ABD’ye karşı değil ABD ile birlikte olacağını anladıkları, ayrıca ‘o gün’ geldiğinde bu işin 27 Mayıs ve 11 Mart tarzı cuntacı çetelerle değil, 12 Eylül’ün emir komuta zincirli modeliyle yapılacağı anlamına gelir… Ama bakarsınız Egenekon soruşturmasının dayanacağı nokta, sadece Rusçu değil Amerikancı darbelerin ve darbecilerin de önünü sonsuza kadar tıkayabilir.
(İhsan Dağı, Zaman, 13 Ocak 2009)

Ordunun Ergenekon’u tasfiye çabası


“On üç yıl Washington’da gazetecilik yaptım. Bu yıllar bana, ABD’nin Türk ordusuyla arasındaki ilişkinin kalıcı biçimde yıpranmasını asla istemeyeceğini öğretti. Bununla beraber Amerikan siyasetinin ve ordusunun Türkiye’yi iyi tanıyan mensuplarının, TSK’nın soğuk Savaş sonrasındaki performansına kuşkuyla baktıklarına da birçok kez tanık oldum.

“Türk ordusunun Washington’da, ‘gitgide Batı’dan kopan, bazı unsurlarıyla Rusya’nın etki alanına giren, AB sürecini baltalamaya çalışan, Kıbrıs’ta çözümü engelleyen, demokratikleşmeyi içine sindiremeyen, 1920’lerin zihniyetine tutsak, küreselleşmeden de Türkiye’nin küreselleşmesiyle uyumlu değişimlerden de, giderek Türkiye toplumundan da kopuk’ bir kurum olarak algılanmaya başladığını gözlemledim.

“Yukarıda aktardığım gözlemin yol açabileceği kestirmeci yorumların farkındayım. Ama bu gözlemden, Ergenekon soruşturmasında ABD parmağı olduğu sonucu çıkmaz. Doğru teşhis, İhsan Dağı’nın da yazdığı gibi, TSK’nın üst kademesinin Ergenekon soruşturmasına engel olmayarak kendini Batı ittifakı içinde yeniden konumlandırmaya çalıştığıdır.”
(Yasemin Çongar, Taraf gazetesi, 14 Ocak 2009)

NATO’nun dönüşü

NATO kurulduğunda Sovyet’lere karşı en vurucu ölüm makinesi, Soğuk Savaş’ın en keskin kılıcıydı…

Sovyet’lerin çökmesi ardından nitelik değiştirdi…

NATO 1949 yılında kurulmuştu… Soğuk Savaş’ın ‘İleri Karakolu’ konumundaki Türkiye ise 1952 yılında, Yunanistan, İspanya ve Batı Almanya’dan çok önce üye oldu…

Nitelik değişimin en şaşırtıcı virajı ise 1998 yılında, NATO ellinci kuruluş yılını kutlarken yaşandı… Örgüt, ‘demokrasiyi korumayı’ da temel hedefi haline getirdi… Kendi halkına eziyet eden Miloseviç’in ülkenin ‘hükümdarlık’ hakkına pabuç bırakılmadan NATO tarafından devrilmesi bu açıdan bir milattır…

* * *

Ankara’daki ‘askeri cumhuriyet’ ise demokrasiden, demokratikleşmeden haz etmiyordu…

Soğuk Savaş tamtamları ve anti-komünizm şartlanması, bir de tek parti zihniyetiyle sarmalanınca yeniliğe, dönüşüme, değişime karşı delinmesi zor bir zırh oluşturmuştu…
AB süreci bunu iyice zorlamaya başlayınca, demokrasi korkusu batı karşıtı yeni ittifaklar aramayı bile gündeme getirdi…

Batı’yı boşlayarak NATO’dan ayrılmak, bölgedeki diktatörlüklerle, hatta din devletleriyle yeni ittifaklara gitmek üst düzey askerler tarafından dillendirilir oldu…

‘Batılı modernleşme’ ile övünen askerlerin kimileri, demokrasi korkusuyla tam zıt bir yöne hamle etmeye hazırdı…

* * *

Ergenekon Terör Örgütü sadece içeride bir darbe girişimi değil…
Türkiye’yi ‘Batı’daki demokrasi ittifakından’ koparma girişimi…
AB’den tutun da, kimlik değiştiren NATO’ya karşı beliren ani alerji bundan…
Şimdi, anlaşılan, içerde ve dışarıda, hedef alınan irade harekete geçti…

Halk iradesi, demokrasi ve batı medeniyeti koalisyonu Ergenekon’u ortaklaşa teşrih masasına yatırmak istiyor…

Özetle NATO askeriye üzerinden tekrar geri dönüyor denilebilir…
(Mehmet Altan, Star gazetesi, 15 Ocak 2009)

Yazı kategorisi: Haber, Medya/Basın | » yorum bırak;

Bu kadarı Vakit için bile fazla

Yazan: trsiyaset Eylül 27, 2008

‘Cumhuriyet’ten arıyoruz’ diyerek kandırdıkları eğitimcileri hedef gösterdilerCumhuriyet’in haberine göre, Haberleri sık sık tekzip edilen, iftira atmaktan çekinmeyen dinci Anadolu’da Vakit Gazetesi, son olarak basın meslek etiğini bir kez daha çiğneyerek eğitimcileri kandırdı. Vakit, Eğitim-Sen’in 3 şube başkanını Cumhuriyet adına arayarak demeçler aldı. Ertesi gün de bu demeçleri baştan sona çarpıtarak “Çocuklarımız bu kafaya emanet” başlığıyla manşete taşıdı.Yaşadıklarını Cumhuriyet’e anlatan Eğitim-Sen Ankara 3 No’lu Şube Başkanı Turan Yıldırım, cep telefonundan kendisine ulaşan Vakit muhabirinin kendisini Cumhuriyet muhabiri olarak tanıttığını söyledi. Telefondaki kişinin kendisine “Okullarda Türk Hava Kurumu’na (THK) fitre verilmemesi, kurumun zarflarının boş bir şekilde geri gönderilmesi için çalışmalar yapılıyor” dediğini ve bu konuda Vakit gazetesinde bir haber çıktığını söylediğini ifade eden Yıldırım, daha sonraki süreci şöyle anlattı:

“Ben de Vakit gazetesinin bir saygınlığının olmadığını, bu tür haberlerin sürekli gazetede yer aldığını söyledim. Bu hükümet döneminde bu tür çalışmaların arttığını, hükümetin kadrolaştığını, bizim de buna karşı mücadele ettiğimizi anlattım. Telefondaki kişi ısrarla boş zarf konusunu açtı, ben de fitre ve zekât yardımlarının THK’ye verilmesinin doğal olduğunu, çünkü bu kurumun resmi bir kurum olduğunu söyledim. Tarikatların ve cemaatlerin geçmişten beri insanların inançlarını sömürerek bağış topladıklarını ve bunları kendi amaçları doğrultusunda kullandıklarını, oysa THK’ye yapılan bağışların nereye gittiğinin bilindiğini anlattım. Daha sonra Cumhuriyet balolarından söz etti, işte ‘Bu şeriatçılar balolara da karşı çıkıyorlar. Oysa balolar modernleşmenin simgesi değil mi, Eğitim-Sen bunlarla neden mücadele etmiyor?’ diye sordu. Ben de bir şube başkanı olarak bu konuda bir karar veremeyeceğimi, ancak sendikanın bu tür konulardaki duruşunun bilindiğini söyledim.”

‘Cumhuriyet’te demeç bulamadık’

Bu görüşmeden bir gün sonra sendikaya gelen gazetelerden Cumhuriyet’i alarak demeçleriyle ilgili haberi aradığını, ancak bulamadığını anlatan Yıldırım, daha sonra Eğitim-Sen Genel Merkezi’nden gelen telefonla acı sürprizle karşılaştığını söyledi. Yıldırım, “Genel Merkez, Vakit gazetesinin manşetinde ‘Çocuklarımız bu kafaya emanet’ başlıklı bir haber olduğunu, haberde benimle birlikte İzmir 2 No’lu Şube Başkanı ve Mersin Şube başkanlarının da adının geçtiğini söyledi. Bunun üzerine Vakit gazetesini aldık ve şaşkınlık içerisinde okuduk” dedi.

Yıldırım, kendisiyle birlikte Mersin Şube Başkanı Ahmet Antmen ile İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Ercan Dumbak’ın da aynı tuzağa düşürüldüğünü söyledi. İki başkan da Yıldırım’ın ifadelerini doğruladı. Vakit gazetesinin manşetinde Uğur Bayer imzasıyla çıkan haberde, “Eğitim-Sen üyesi öğretmenlerin, gözünü zekât ve fitre paralarına diken THK ile işbirliği içerisinde olduklarını ve öğrencilere baskı yaptıklarını itiraf ettiler” ifadeleri yer aldı. Eğitim-Sen Ankara 3 No’lu Şube, yaşanan olayı bugün basın toplantısıyla protesto edecek. (Cumhuriyet)

Yazı kategorisi: Haber, Medya/Basın | Etiketler: , | » yorum bırak;

Kanal 7 Ekibinin İlginç Operasyonu !

Yazan: trsiyaset Eylül 25, 2008

Fener’in Türkiye bağları tek tek BUHARLAŞMIŞ!

Karaman ve Akman
VATAN, ’Sahte Vekaletnameli’ hisse devrinden sonra Almanya’daki Deniz Feneri davasında adı geçen Kanal 7 bağlantılı iki şirketin daha ’el konulur’ endişesiyle çalışanlara devredildiğini ortaya çıkardı… Deniz Feneri’ne ’tekstil’faturaları kesen Aktif Barter ile gemi alınımında 750 bin euro gönderilen Renklam Limited şirketi artık çalışanların…Deniz Feneri e.V. soruşturması için 25 Nisan 2007’de Frankfurt’ta çok sayıda ev ve işyerini basan Alman polisi, o gün önemli belgeler elde etti. Savcılık derneğin kurucu başkanı ve Kanal 7 Almanya’nın başındaki isim Mehmet Gürhan’ın tüm mal varlığına el koydu. Bu şirketlerin ortakları olan Kanal 7 Yönetim kurulu Başkanı Zekeriya Karaman, yöneticiler Mustafa Çelik, İsmail Karahan ve Zahid Akman’ın Türkiye’deki izlerini de süren Alman savcılığı para trafiğinde yer alan üç şirketi mercek altına aldı. İşte o üç şirket ve VATAN’IN ortaya çıkardığı ’Kanal 7 kökenli’ ekibin ilginç operasyonları:

1)-HALİÇ LTD:

Atlas 1 adlı geminin alımında Deniz Feneri’nden 400 bin Euro’nun gönderildiği öne sürülen Haliç Deniz Taşımacılığı ve Turizm LTD şirketi bir süre Eyüp’te faaliyet gösterdi. Adresi Eyüp Bulvarı No:40/B idi. Şirket Mustafa Çelik, İsmail Karahan ve Mehmet Gürhan’ın ortaklığıyla 15 Mart 2006’da kurulmuştu.

OPERASYON: Gürhan 25 Nİsan 2007’de cezaevine girince, VATAN’ın ortaya çıkardığı ’sahte vekaletname’devreye girdi. 21 Mayıs 2007’de yani Gürhan cezaevindeyken Zekeriya Karaman sahte belgeyle 21 Mayıs 2007’de Gürhan’ın hisselerini İsmail Karahan’a devretti. Böylece ilk şirket, Alman takibinden kaçırıldı.

2)AKTİF BARTER:

Almanya’daki iddianamede bu şirketin adı, Deniz Feneri’ne ’naylon faturalar’ kesen firma olarak yer alıyordu. İddianameye göre şirketin kurucuları Beyaz İletişim Limited ile Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Mustafa Çelik ve Aykut Zahid Akman’dı. İddianemede, “Firma, eşya yardımı için Textil ürünleri vermiş. Bilinmeyen şey ise, bu textil ürünlerinin nereye gönderildiğidir. ”

OPERASYON: Haliç Denizcilik’e ait adreste gözüken şirketin tabelası 20 gün öncesine kadar binada asılıydı. Ancak ticari adıyla Barter Aktiv, 2007 yılı Kasım ayında daha önce yine şirket müdürü olan Nilüfer Şimşek’e satıldı. Şimşek, ortakları İsmail Tezcan ve Cafer Tezcan’la birlikte şirketi eski patronlarından satın aldı. Şimşek VATAN’a yaptığı açıklamada şirketi 6 Şubat 2008’de şirketi Kar İş Merkezi’ne taşıdığını belirterek “Benim yönetici olarak çalıştığım dönem Barter Aktiv o adresteydi. Benden önce de şirketin yeri orasıymış. Ancak Haliç Denizcilik diye bir şirket hiç hatırlamıyorum” dedi.

3-RENKLAM A.Ş:

İddinamede Atlas-1 adlı geminin alımında önemli rol oynadığı belirtilen bu şirketin tam adı:Renklam Medya İletişim ve Ticaret Limited Şirketi.Zahit Akman, Zekeriya Karaman ve İsmail Karahan şirketi 10 Nisan 1997’de kurdu.

Deniz Feneri e.V soruşturmasında Euro 7’nin yetkilisi Şahin Küsmüş, Renklam’ın rolünü polise anlatırken: “Renklam Şirketi bana Türkiye’deki Kanal 7 için çalışan bir reklam acentesi olarak tanıtıldı. 250 bin euro ya da 500 bin euro hesap hareketlerinden yola çıkılarak bu bedelin Renklam’a avans olarak verildiği sonucu çıkmaktadır.”

OPERASYON: Akman RTÜK Başkanı seçildikten 12 gün sonra 27 Temmuz 2005’te hisselerini İsmail Karahan’a devretti. O tarihte henüz Almanya’da operasyon yoktu. Zekeriya Karaman ile İsmail Karahan ise, operasyondan 4 ay sonra 21 Ağustos 2007’de şirketteki hisselerini devretti. Kime mi? Şirkette yönetici olarak çalışan Yunus Güngör ve Mehmet Akif Çeç patronlarının hisselerini üzerlerine aldılar.

Haliç Denizcilik’in telefonlarını çevirdiğinizde karşınıza Renklam Medya çıkıyor. Adresler birbirine çok yakın ya da aynı. Haliç Denizcilik Taşımacılık ve Turizm Ltd. Şirketi İstanbul Ticaret Odası (İTO) kayıtlarında faal gözüküyor. Ancak şirket adresine gittimizde karşımıza Fuzul Otomotiv ofisi çıktı. Fuzul Otomotiv yetkilileri 2 ay önce buraya taşındıklarını, geldiklerinde üst katın boş olduğunu söylediler. 3 Eylül günü gittimizde görüntülediğimiz Barter Aktiv tabelasının yerinde ise artık Fuzul yazıyor.

 

 

Yazı kategorisi: Haber, Medya/Basın | Etiketler: , , | » yorum bırak;

‘Yandaş Medya’ bile dayanamadı !..

Yazan: trsiyaset Eylül 20, 2008

Boykot çağrısı demokratik tavır değil

Başbakan Erdoğan’ın basın özgürlüğünü kısıtlayıcı boykot çağrısına “AKP’ye yandaş” olmakla suçlanan gazetelerden de tepki geldi. İşte o tepkiler…

Fehmi Koru

Fehmi Koru / YENİ ŞAFAK : Devlet gücünü kullanmamalı

“Ben Başbakanın boykot çağrısını sağlıklı bir yöntem olarak görmüyorum. Bu sadece bir çağrıdan ibaret kalıyorsa bu devlet mekanizmalarını kullanarak kalıcılığa dönüştürmek gibi bir niyet yoksa sadece kendisini sevenlere ve bu tavsiyelerden yararlanmak isteyenlere yönelik bir temenniden ibaretse demokrasi içerisinde olabilecek bir şeydir. Ama bundan öteye iş giderse yani Başbakan devlet olma gücünü kullanarak medya grupları karşısında tavır alırsa tabii yanlış. Yapılmaması gereken bir tavırdır.”

 
 
 

Umur Talu

Umur Talu / Sabah Gazetesi: Kimseye kimseyi okuma diyemezsiniz! 

Bir iktidarın, Başbakan’ın, herhangi bir kimsenin “şu şu gazeteleri almayın… okumayın… eve sokmayın” diye bağırması karşısında, ülkenin her köşesindeki gazete ve gazetecilerle, en büyük medya grubuyla da en güçsüz yayınlarla da “DAYANIŞMA” içinde olurum. Buna, yapılan, batırılan, toplanan, yasaklanan, durmadan baskı gören gazetelerle ve susturulan, kovulan, vurulan, haksız yere mahkum edilen her gazeteciyle dayanışma içine girmeyenler, tarihlerinde başkalarını batırmak, kovmak, ihbar etmekte seferber olanlar da dahil. Bugün Milliyet, Hürriyet ve diğerleri ise, yarın Sabah, Akşam, öbür gün Birgün, Evrensel, Taraf, Cumhuriyet başka bir gün de Yeni Şafak, Star, Yeniçağ, Milli Gazete ve başkaları da! KİMSEYE KİMSEYİ OKUMA DİYEMEZSİNİZ!

 

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Haber, Medya/Basın | Etiketler: , , , , , , , | » yorum bırak;

Frankeştayn’ı siz yarattınız

Yazan: trsiyaset Eylül 16, 2008

Frankeştayn’ı siz yarattınız

3 Kasım’dan 22 Temmuz’a kadar AKP’yi destekleyen Hürriyet, şu an kendisinin de alt edemeyeceği bir canavarla karşı karşıya.

Faşist bir partinin Hürriyet gibi kendisini destekleyen ama merkezde yer alan basına ihtiyacı yoktur. Kendi faşist diktasını kurarken basının ses çıkarmasını engellemesi yeterlidir. Zaten daha sonra, basın istediği kadar ses çıkarsın diktatörlüğü engelleyemeyecektir.

Türkiye’de de böyle oldu. 3 Kasım’dan 22 Temmuz’a kadar AKP’yi destekleyen Hürriyet, şu an kendisinin de alt edemeyeceği bir canavarla karşı karşıya.

Ve kendi yarattığı canavar tarafından yok edilmek üzere…
Aynen Dr. Frankenstein gibi…

Hürriyet antifaşist kesildi!

“Milli iradeyi hâkim kılmak onların görüşüne aykırı yayınları ortadan kaldırmaksa bu demokrasi değil. Milli irade %47 midir? Böyle bir milli irade kavramı ülkeyi faşizme götürür. Milli irade aykırı görüşler ezilerek hâkim kılınmaz. Böyle saçma sapan demokrasi tarifi olur mu?”

TÜRKSOLU’ndan değil bu cümleler. Ertuğrul Özkök’ten…

AKP’nin faşizmi meşrulaştırmak için kullandığı “milli irade” demagojisini bu sene 23 Nisan’da kapak yapmıştık. AKP’nin faşist bir düzen kurmaya çalıştığını da uzun süredir yazıyoruz.

Yanlış anlamayın, Özkök de sonunda dediğimize geldi derdinde değiliz.

Biz yalnızca AKP’nin faşist iradesini kurmasında Özkök’lerin de katkısı olduğunu hatırlatmak istiyoruz. Bu yüzden yukarıdaki cümleleri okuyanlara başka şeyler de hatırlatmak isteriz.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Medya/Basın | Etiketler: , , , , , , , , | » yorum bırak;

Şeriatçı değil, İrticacı Vakit !

Yazan: trsiyaset Ağustos 29, 2008

Vakit Gazetesi

Bugün gazetenin 2. sayfasını açanlar ise Vakit`in zihniyetinin şeriattan da öte, apaçık irtica olduğunu farketti.

Vakit yazarları her zaman şeriat savunuculuğu yapmıştır.. En sert şeriatçı yazarları ise geçtiğimiz aylarda çocuk istismarı suçundan içeriye tıkılmıştı.Uzun süredir ilkokullu kızların dekolte(!)lerini mozaikleyerek yayınlayan ve olayı ahlaksızlık olarak duyuran gazete, bugün gazetesine aldığı bir reklamda da photoshop tekniği kullandı. Gazetede yer alan bu reklam, bir tesettür firmasına ait. Ancak resimde dikkat çeken bir şey var, daha doğrusu o şey yok !

İşte o reklam : 

 

 

29.08.2008 tarihli Vakit Gazetesi

Yazı kategorisi: Medya/Basın | Etiketler: , , , , | » yorum bırak;